memnuniyetsiz pislik

yan yana geçen geceler unutulur gider.

bloomsbury:

"Costumes are also used to show Mr. Darcy’s evolution as he comes to love Elizabeth Bennet and let go of his snobbery. His costume had a series of stages. The first time we see him he’s at Meryton, where he has a very stiffly tailored jacket on, and he’s quite contained and rigid. He stays in that rigid form for the first part of the film.
By the time we get to the proposal that goes wrong in the rain, we move to a similar cut, but a much softer fabric. And then later he’s got a completely different cut of coat, not interlined, and he wears it undone.
The nth degree is him walking through the mist in the morning, completely undressed by 18th-century standards. It’s absolutely unlikely, but then Lizzie’s in her nightie, so what can you say?

(Jacqueline Durran, Costume designer)

kalbim…

of ulan dedirtti.

of ulan dedirtti.

geçen yine iyi ki doğuyorum…

geçen yine iyi ki doğuyorum…

Ben sandım ki;
Oda sever beni belki, kalbine sokar beni orada uyur kalırım..

vallaha doğdum.

3 dakika sonra iyi ki doğcam.

icimdeki-baliklar:


 
baykahve:
Merhaba arkadaşlar ben ege
Aranızda beni uzun süredir takip edenler var, yazdıklarımı çizdiklerimi okuyanlar. Beni sevenler, sevmeyenler. Her neyse
Dört sene gibi bir süredir buradayım. Haliyle dört senedir bir çok blogu takip ettim. Görmediğim bilmediğim insanlar hakkında bir sürü bilgim oldu. Bazılarını tanıdığım insanlardan daha çok sever oldum. Bazılarıyla gitiim buluştum. Çok sağlam dostlar buldum. Hatta buradan sevgilim bile oldu fakat o başka bir konu. 
Tumblr enteresan yer. Sevgilisiyle ayrılan geldi bize anlattı. Babasına kızan geldi bize anlattı. Gece yarısı uykusu kaçmış geldi beraber sabahladık. Antalya’dan, Denizli’den, Antep’ten, Muğla’dan insanlar kafa denklerini geldiler burada buldular. Tumblr bence buradaki herkese iyi bir şeyler kattı. 
Uzun süredir burada olanlar muhtemelen bana hak verecektir. Eski Tumblr daha bir güzeldi. Tasarımından, altyapısıdan bahsetmiyorum. Eskiden bu kadar takipçi, layk, reblog kaygısı falan yoktu insanlarda. Hatta bir kişinin takip ettikleri 100-200 blogu geçmezdi. İnsanlar birbirlerinden daha bir haberdardı. Bir avuç inasan olmanın etkisimi bilmiyorum. Herkes birbirine daha bir yardımcıydı. 
Tanımadığım insanlardan yardım istemek pek bana göre değil. Bu yazıyı yazmadan önce çekindim başta. Sonra dedim nolcak hala eskiler burada. Yaz gitsin.
Geçen ay ben Bodrum’da bir otel deviraldım. Küçük bir butik otel. Barı, cafeside var. Öyle çok bir param falan yok. Bu işler öyle sermayesiz falan yapılacak işler değil dediler. Yapcak bir şey yok havadan para bulmak imkansız. Düşündüm ki benim en büyük sermayem arkadaşlarım. Verdik kafa kafaya. Herkes otel için elinden ne geliyorsa, hatta daha fazlasını kattı ortaya. Dekoru olsun, internet sitesi olsun, yapılacak tonlarca diğer şey olsun. Sonuç olarak ortayada güzel bir şey çıkardığımızı düşünüyorum. 
Fakat otel, kafe, bar istediği kadar güzel olsun. Bilinmedikten, müşteri gelmedikten sonra para kazanmak imkansız. Şu an otelin ihtiyacı olan şey tanıtım. Buna ayırabilecek öyle büyük paralarım falan yok.  Benimde sizden istediğim dokuzçeyrek için kurduğumuz facebook sayfasına bir bakmanız. Eğer beğenirseniz, iki saniye ayırarak üç beş kişiye yollarsanız acayip sevinirim.
https://www.facebook.com/dokuzceyrekotel?fref=ts
Diyeceklerim bu kadar. Bu postta artık elden ele gezer. Yardımcı olmak isteyen herkese şimdiden çok teşekkürler. Üşenenlerinde canı sağolsun. Olurda bu sene Bodrum’a yolu düşen bütün arkadaşlarında başımın üstünde yeri var.    

çok şirin! çok güzel görünüyor! bir bakın isterseniz..

icimdeki-baliklar:

 

baykahve:

Merhaba arkadaşlar ben ege

Aranızda beni uzun süredir takip edenler var, yazdıklarımı çizdiklerimi okuyanlar. Beni sevenler, sevmeyenler. Her neyse

Dört sene gibi bir süredir buradayım. Haliyle dört senedir bir çok blogu takip ettim. Görmediğim bilmediğim insanlar hakkında bir sürü bilgim oldu. Bazılarını tanıdığım insanlardan daha çok sever oldum. Bazılarıyla gitiim buluştum. Çok sağlam dostlar buldum. Hatta buradan sevgilim bile oldu fakat o başka bir konu. 

Tumblr enteresan yer. Sevgilisiyle ayrılan geldi bize anlattı. Babasına kızan geldi bize anlattı. Gece yarısı uykusu kaçmış geldi beraber sabahladık. Antalya’dan, Denizli’den, Antep’ten, Muğla’dan insanlar kafa denklerini geldiler burada buldular. Tumblr bence buradaki herkese iyi bir şeyler kattı. 

Uzun süredir burada olanlar muhtemelen bana hak verecektir. Eski Tumblr daha bir güzeldi. Tasarımından, altyapısıdan bahsetmiyorum. Eskiden bu kadar takipçi, layk, reblog kaygısı falan yoktu insanlarda. Hatta bir kişinin takip ettikleri 100-200 blogu geçmezdi. İnsanlar birbirlerinden daha bir haberdardı. Bir avuç inasan olmanın etkisimi bilmiyorum. Herkes birbirine daha bir yardımcıydı. 

Tanımadığım insanlardan yardım istemek pek bana göre değil. Bu yazıyı yazmadan önce çekindim başta. Sonra dedim nolcak hala eskiler burada. Yaz gitsin.

Geçen ay ben Bodrum’da bir otel deviraldım. Küçük bir butik otel. Barı, cafeside var. Öyle çok bir param falan yok. Bu işler öyle sermayesiz falan yapılacak işler değil dediler. Yapcak bir şey yok havadan para bulmak imkansız. Düşündüm ki benim en büyük sermayem arkadaşlarım. Verdik kafa kafaya. Herkes otel için elinden ne geliyorsa, hatta daha fazlasını kattı ortaya. Dekoru olsun, internet sitesi olsun, yapılacak tonlarca diğer şey olsun. Sonuç olarak ortayada güzel bir şey çıkardığımızı düşünüyorum. 

Fakat otel, kafe, bar istediği kadar güzel olsun. Bilinmedikten, müşteri gelmedikten sonra para kazanmak imkansız. Şu an otelin ihtiyacı olan şey tanıtım. Buna ayırabilecek öyle büyük paralarım falan yok.  Benimde sizden istediğim dokuzçeyrek için kurduğumuz facebook sayfasına bir bakmanız. Eğer beğenirseniz, iki saniye ayırarak üç beş kişiye yollarsanız acayip sevinirim.

https://www.facebook.com/dokuzceyrekotel?fref=ts

Diyeceklerim bu kadar. Bu postta artık elden ele gezer. Yardımcı olmak isteyen herkese şimdiden çok teşekkürler. Üşenenlerinde canı sağolsun. Olurda bu sene Bodrum’a yolu düşen bütün arkadaşlarında başımın üstünde yeri var.    

çok şirin! çok güzel görünüyor! bir bakın isterseniz..

gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep
ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine.

bilemem, belki bu yüzden
ben sana yanlış bir yerden edilmiş
bir büyük yemin gibiydim.
beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
yine de döneyim döneyim istedim.

dağlarımız yeşerecek göreceksin.